Anne-Çocuk Köşesi

İçgüdüsel Eğitimin Sihirli Gücü

içgüdüsel eğitim

Annelik sözkonusuysa, hele ki ‘yeni dönem’ annelikte kitaplar ve pek çok eğitim ekolü de sözkonusu demektir. “Bebeğim nasıl uyusun, günde kaç kere gezdireyim, zeka kartlarını alıp,el kadar bebeye bir eğitim çekeyim” vb. şeyler olmazsa olmazlarıdır yeni trend anneliğin…

“Ne yani sen hiç mi kitap okumadın?” diye soranlara cevabım şudur…

Emin olun tahminlerinizin ötesinde okumuşumdur hem de… Kaldı ki bu yazıyı bu denli rahat yazabiliyor olmamın nedeni akademik olanından tutun da sıradan bir annenin kendi serüvenine dek herşeyi okumuş olmamdır. Gerçi bunun esas nedeni kitap okumaya bayılıyor oluşum oluşturuyor tabii ki! İnsan avuç kadar bebeyle yapışık halde yaşarken, kalın ciltli Dostoyevski okuyamıyor ne de olsa – 🙂

Bana en çok sorulan  sorulardandı uyku eğitimi veriyor muyum, ek gıda da BLW yapıyor muyum, zeka kartları aldım mı? Ay dur, bir de başımıza tuvalet iletişimi denen bir şey çıktı. Yok, bu bir buçuk yaştaki eğitim değil. el kadar beş aylık bebeyi kaka yapacağını anladığında klozete tutmak. Ne büyük zafer! Yedi aylık oğlum daha yerinde dik oturamazken, desteksiz klozete yapıyor! O la la  dünya…

içgüdüsel eğitim

Direkt konuya gireyim. Bunların hiçbirini yapmıyorum. Kendim bir eğitimci olmama rağmen oğluma hiçbir eğitim vermiyorum. Çünkü bebeğin bizi eğittiğine inananlardanım. İlk bir yıl özellikle bizler bebeğe tabii oluyoruz. Dünyaya adapte olmaya çalışan saf bir varlığa, daha ayakta bile duracak gücü yokken eğitim vermeyi şahsen uygun görmüyorum. Yaşamı boyunca yeterince eğitim görecek zaten.

Benim ki olsa olsa “içgüdüsel eğitim” olur. Nasıl mı? Şöyle açıklayayım… Arat doğduğu gece hastanede yanı başımda sepetinde yatarken, içgüdüsel olarak onu göğsüme alıp öyle uyudum. Hatta hemşire emzirme saatlerinde kontrole gelince aa sepet boş demişti 🙂

Eve gelip koca beşiğe minik bedeni koyunca tuhafıma gitmişti. Sonra içgüdüsel olarak yanıma aldım ve ilk 5 ay tamamen yanımda uyuttum.

Üçüncü hafta başlayan gaz sancıları ve ağlama krizlerinde, aman çok yapışık yapamayın diyen teyzelere ve kimi akademisyenlere karşı kucağımdan bir an indirmedim ve memede uyuttum. İçgüdüsel olarak bu doğru geldi. Tam 3 saat 17 dk saçma bir kadın programı izleyerek gündüz kuşağında, memede emzirip yerimden kıpırdamadığımı bilirim.

Sonuçta ne mi oldu? Dört ayı doldurduğunda işe yarım gün başladığımda Arat benden çok kolay ayrılabildi. Üstelik hiç sorun çıkarmadan gündüz uykularını beşiğinde uyuyabildi.

Üç aylık olduğunda her iki günde bir ortalama bir buçuk saatliğine dışarı çıktım anneme bırakıp. Doğrusu bu mantıklı geldi bana, iş öncesi alışabilir diye. Ama bu bir buçuk saat hariç hep kucak kucağa yaşadık. Ve sonuçta ben olmadığımda da rahatça kalabildi.

Oda yapmadım, düşünmedim bile… İki yaşında biraz da onun tercihleriyle yapmayı düşünüyorum. Beşik yatağımın yanında ve bir buçuk yıl öyle kalacak. Ekollere bakarsanız vah vah odasına geçemeyecek, ayrılamama sorunu vb olacak diyen uç noktalar bile var. Pardon da milyon yıldır yan yana mağara ya da tek göz odada yaşayanlar hiç mi ayrılamadı, büyüyüp gelişemedi. Dayımın oğlu ilk iki yıl doya doya anne babasıyla beraberdi ve iki yılın sonunda odasına bir ayda alıştı. Bugün on yaşında, basket takımıyla tek başına kampa gidebilecek kadar özgüvenli bir çocuk.

içgüdüsel eğitim

Ek gıdaya 180 gün dolunca yani 6 ay bittiğinde başladım. Ayy ama tadım günleri önemli diyenleri umursamadım. İçgüdüsel olarak bunun doğru olduğunu düşündüm. Tatlı ile değil sebze ile başladım. Ve şu an dokuz ayı bitirdiğinde daha yeni tatlı tatlar ile tanıştı. Sebzeyi iyice sevmesinin daha doğru olduğuna inandım, görüyorum ki iyi de etmişim.

BLW diye bir şey aldı başını gidiyor. Bebeğin kendi kendine yemesi… Havuç, brokoli, kayısı vb gibi şeylerde zaten kendi kendine yeme yetileri var, oğlum da ısırıp yiyor. Ama tutup da 7 aylık bebeğe kaşık verip yoğurt yesin diye beklemiyorum. Yoo ortalık kirlensin derdim yok batsın hatta ama bana ters bir düşünce. Zaten bu çocuk zamanı gelince kendi yemeği öğrenecek. Bir acelem yok. Ya da oğlum her şeyi önden yapıyor diye atacak bir havam da yok. Kuşlar bile çook uzun süre yavrularını kendi besliyorlar. Hepimizi annelerimiz yedirdi, ne oldu öğrenemedik mi yemeyi? Ben oğlumu beslemekten haz alıyorum. Ve en önemlisi: Her bebek kendi vaktini bilir…

Evet, ben bebeklere güveniyorum. Hepsi kendi vaktini bizden daha iyi biliyorlar. Hamileyken de oğluma demiştim, vaktini en iyi sen biliyorsun dilediğin gibi gel diye. Ben bebeklerin hepimizden daha bilge olduğuna inanıyorum. Falancanın bebeği 8 aylıkken yürüdü ama benimki oturuyor diye asla tasalanmam. Çünkü benimkinin de hazır olduğu kendi vakti vardır.

Zeka kartına gelince… Merak ediyorum Einstein’ın annesi ona zeka kartı kullandı mı, ya da Zübeyde Hanım Mustafa Kemal’e sürekli Mozart mı dinletti? Zeka her şeyden önce genetik bir olgudur. Pek çok şey bana kapitalizm tuzağı olan ticari meta olarak geliyor. Elbette Arat’a kitap okuyorum. Gebeliğimde de okurdum. Herhangi bir kitabevinden ucuza alabileceğiniz kitaplar. Bir de sebzeler ile hayvanlar kitabı var minicik. Ayrıca dilbilim de okumuş biri olarak diyebilirim ki kelime göstermenizin tek başına faydası yok. Onu bir metin içinde kullanmalısınız. Örneğin inek kartını gösterip bin kere inek demektense, çiftlikte bir inek varmış, ot yermiş gibi kısa hikaye şeklinde anlatmanız daha doğru.

Bol bol konuştum doğumdan beri. İçgüdüsel olarak kendi ninnilerimi uydurdum, tarih boyunca masalların ortaya çıkış nedeni gibi kendi öykülerimi oluşturup söyledim. Sonuçta çok çabuk tek heceli sesler çıkarmaya başladı. Çıkarmasaydı da sorun yoktu. Çünkü o vaktini bilir daima…

Kısacası bir bebeğe eğitim verilmesi savunduğum bir şey değil. Elbette bu sizin tercihiniz. Çocuk doktorumun en başta dediği şey aklıma geldi: Neye ihtiyacı olduğunu en iyi sen anlarsın, bir dur ve hisset, içgüdülerin ne diyor? Bu duyduğum en anlamlı cümleydi. Ve beni hiç yanıltmadı. Her bebeği en iyi bilen kendi annesidir. Yeter ki o anne, kulaklarını dış seslere kapayıp, iç sesini dinlemeyi bilebilsin.

Burcu A. Gözoğlu

Önemli Not: Okumuş olduğunuz yazı tamamen tecrübelere dayanılarak kaleme alınmış olup hiçbir yönlendirici unsuru içermemektedir. Bu nedenle konuyla ilgili olarak öncelikle doktorunuza danışmanız gerektiğini lütfen unutmayınız…

 

Bir cevap yazın