Anne-Çocuk Köşesi

Kim korkar normal doğumdan…

normal doğum

Öncelikle yazının başında şunu belirtmek isterim ki ciddi bir rahatsızlığınız ya da hayati bir aksilik anında sezeryana girilmesi elbette esas olandır. Ve sezeryanın yegane amacı da budur. Normal doğumdan kaçınmanın sonucu değil, anne bebek ölümünü azaltmak adına ortaya çıkan cerrahi bir müdahale ve hatta majör (BÜYÜK) bir ameliyattır. Aslında sezeryanda doğurmazsınız, bebeğinizi alırlar. Ancak yineliyorum, çok gerekli görüldüğü durumda sezeryana girmiş annelerimiz kendilerini noksan ya da tuhaf hissetmesinler zira sağlıkla bir bebeğin dünyaya gelmesi her şeyden daha önemlidir.

Sağlıkla dünyaya gelmesi dedik ya, işte bunun en güzel yolu normal doğumdur. Adı üzerinde ‘Normal’: Esasen İngilizce’de normal diye de adlandırılmaz doğal doğum denilir, çünkü insanın daha doğrusu tabiattaki bir diğer memeli türü olan kadının genetiği bu yönde kodlanmıştır.

Tam da bu nokta, benim gebeliğimin başından beri inandığım (Hatta yaşam boyu savunduğum) fikirdir. Milyonlarca yıllık DNA’mda doğum kodlanmış vaziyette ve benim vücudum bunun için tasarlanmış. Öncelikle bu fikre inanın. Dahası lütfen biyoloji kitabı bile okuyun, ya da internette anatominizle ilgili bilgi edinin. Hele ki gebelik sürecindeki anatomik yapınız ve değişkenliğini iyice öğrenin ki vücudunuzun ne denli muhteşem döngülere imza attığını ve siz isteseniz de istemeseniz de zaten doğuma kendini hazırladığını göreceksiniz. Bu, normal doğum için ilk büyük adım. normal doğumİkinci olarak bedeninize güvendikten sonra psikolojiniz ile ilgilenin. Muhakkak doğum hikayeleri duymuşsunuzdur ve duyacaksınız da. Ben neler neler duydum, inanın aşırı zorlu doğumlar bile anlatıldı
bana. Ama şunu hiç unutmadım, nasıl ki her hayat kendine has ise ve her birey birbirinden farklıysa, doğum da kişiye özeldir. O yüzden kötü olan hiçbir hikayeyi beynime kazımadım. Tam tersine hep iyiye odaklandım onları yoğurdum beynimde.

Üçüncü madde ki en önemlisi diyebilirim, normal doğuma inanan ve uygulama sıklığı yüksek bir doktor bulun. Doktorunuzla aranızdaki güven bağının tamlığından emin olun. Maalesef yurdumuz dünyada sezeryan oranı yüzde 53 olarak listenin üst sıralarında yer alan bir ülke (Dünya Sağlık Örgütü her ülke için maksimum yüzde 15 derken üstelik!) ve bilhassa özel hastanelerde doktorlar sezeryanı daha çok tercih ediyorlar. Kendileri tercih ettiği için hastalarına da yavaş yavaş laf arasında empoze ediyorlar. Hiç unutmam, son kontrolümde Berk Bey şöyle demişti: Önümüz bayram ya, bak gör tüm özeller yarın sezeryan patlaması yaşayacak, neymiş doktor tatile gidiyormuş, yani ben olmazsam burada başka doktorda var o sana yardımcı olur, çünkü esas doğuracak olan sensin.” Bu cümleyi iyice okuyun. Son kısmına değineceğim birazdan.

Sezeryandan hem zaman tasarrufu yapıldığı hem de maddi olarak daha çok kar edildiği için pek çok anne, karşısındaki doktora inanıp soluğu ameliyathanede alıyor. Size şunu söyleyeyim çatı diye bir efsane var evlere şenlik. Berk Bey’in doğru ve komik bir tespiti vardı: Ne hikmetse bizim memlekette her on kadından sekizinin çatısı dar, aslında bu öyle bir şey ki binlerce kadın arasında birkaç tane çıkması gerekir. Kaldı ki neye göre dar? Doğum anından önce farazilerle konuşmak pek de sağlıklı olmuyor.”

Ina May Gaskin

Ina May Gaskin’in başucu kitabı haline gelen doğum kitabında – ki mutlaka alın ve doğuma
hazırlanırken okuyun- ya da onun bir röportajında şöyle bir cümle vardı (İngilizce’den birebir
çevirmeyip bizim atasözünü de katayım) Allah dağına göre kar verir. Yani çatınız diyelim ki dar ama
doğuracağınız bebek yüzde doksan zaten sizin anatominize uygun bir bebek olacaktır. Dünyanın en
ünlü ebesi bu kadın ve yaşamı boyunca sezeryan oranı yüzde 1. Evet yanlış duymadınız, sadece o
kadar. Ve bu kadın iki kilodan tutun da beş kiloluk bebeklere kadar her türlü anneye doğal doğum
yaptırmış bir kadın.

Bizim doktorların risk almamak gibi bir sendromu da var. Geçenlerde yakın bir dostumla konuşuyordum, 37 yaşında diye sezeryan diye kem küm etmiş doktoru. Avrupa’da ve Amerika’da insanlar 40’lı yaşlarında bile doğal doğum yapabiliyorken, bizim ülkemizde o parmakların hep ameliyathaneyi göstermesi, kanımca risk almak istemeyen doktorların da payının olduğu ezberletilmiş bir yanılgıdan ibaret.

Her neyse, doktoru buldunuz. Çok iyi. Şimdi kafanızdaki doğum planını imgelemeye başlayın. Her gün müzik eşliğinde oğlumla doğum hakkında konuştum, aylarca öyle fazla imgeledim ki, çok canlıydı sanki her şey. Gece sancım tutacağını, sabaha karşı doğuracağımı, Aylin’in elimi ıkınırken tutacağını, Misak’a sarılacağımı, kolay olmasa da üstesinden geleceğimi düşlemiştim ve aynen de öyle oldu. İnanın. İnanmak başarmanın yarısıdır derler, bu hayatın her alanında doğruluğu geçerli bir felsefedir.

Kim korkar normal doğumdan
Dr. Tevfik Berk BİLDACI
“SİZ İNANIRSANIZ KAiNAT DÖNGÜSÜ BUNU SİZE SUNACAKTIR.”

İnandıktan sonra ve güvendiğiniz doktoru da bulduktan sonra, kafanızdaki doğum planını doktorunuzla konuşun. Ben çok şanslıydım, Berk bey her şeyi bana bıraktı, beni dinledi ve tek bir şey dedi: Tamam, ama acil bir durumda, sorgulamadan dediğimi yapacağız. Ben de şöyle yanıtladım: Herhangi bir terslik olduğunda kayıtsız şartsız doktorum Tevfik Berk Bildacı’nın dediği yapılacaktır. O da gülerek, çok güzel o maddeyi kırmızıyla da işaretleyelim dedi. Tüm konuşmalarımız beni rahatlatıyor ve doğal doğuma olan inancımı daha da pekiştiriyordu.

İmgeleme ile ilgili bir şey daha söyleyeyim, her ne kadar size demiştim ya epiduralle yaparım diye düşünüyorum eğer dayanamazsam, aslında ben imgelerken hiç epidural sahnesi düşlemedim !

Okuduğum kitaplar ve instagram da takip ettiğim yabancı sayfalarda da hep evde yapılan doğal doğumlardı. Ağzımdan çıkan epidural kelimesi sadece bilinmeyene karşı hissedilen hafif bir endişede sığınacağım liman gibiydi. Ama, en sonunda her şey inanıp düşlediğim gibi oldu.

Ve son olarak, hep oğlumu düşündüm, onun için en iyisini. Hepimiz evlatlarımız için en iyiyi isteriz ya, karnımdaki bebeğimin en doğal hakkı için elimden gelen her şeyi yapacaktım, buna karar vermiştim.

Belki beni topa tutabilirsiniz şu cümlem için ama üzgünüm bilimsel gerçek de doğruluyor ki bir bebek
için en sağlıklısı dünya kurulalı beri insanın hayata gözlerini açtığı şekildir yani doğal doğumdur. Pek
çok artısını burada sayacak değilim ama tek birini söyleyeyim, vajinanızdan geçerken bakteri floranızı
da alıyor ve onu dünyaya karşı koruyan en önemli kalkanı elde ediyor. Kendimi hiç düşünmedim, yani
doğal veya sezeryan, bir şekilde acı çekecektim ama oğlumun en doğal yolla hayata merhaba demesi
için güçlü olmaya karar vermiştim.

Ha, tüm bunlar olmasaydı ne mi olacaktı? Acil bir sezeryana girseydim, evet biraz hayal kırıklığı yaşayacaktım ama bebeğimin sağlıkla gözlerini açtığını bilerek ona odaklanıp mutlu olacaktım. Peki, bir sağlık sorunum varsa ve zorunlu sezeryan ortaya çıksaydı? Yine Berk Bey ile karar verdiğimiz üzere, önce oğlumun doğumu başlatmasını bekleyecek ve ondan sonra muhakkak spinal sezeryana girecektim. Benim için genel anestezi söz konusu bile değildi çünkü aylarca karnımda taşıyıp özen gösterdiğim bebeğimin hayata ilk göz açışında beni görmesi ve benim de o anı yaşamam için her şeye katlanırdım. Ancak yüksek tansiyon, şeker ve panik atak gibi durumlarda spinal yapılamayabiliniyor ve genel aneztezi uygun görülüyor.

Son olarak, bu yazının amacının normal doğum düşünenlere teşvik amacıyla yazıldığını hatırlatırım. Sezeryan olan annelerimizin ise yanaklarından öperim, en başta da belirttiğim gibi bebeklerimizi sağlıkla kucağımıza almamız elbette her şeyden daha önemli 🙂

Peki sizler doğumunuzu hangi yöntemle yaptınız ve bu anlamda önerileriniz ne olmaktadır? Bu postun altına yorum olarak paylaşırsanız çok seviniriz…

Burcu A. Gözoğlu

Önemli Not: Okumuş olduğunuz yazı tamamen tecrübelere dayanılarak kaleme alınmış olup hiçbir yönlendirici unsuru içermemektedir. Bu nedenle konuyla ilgili olarak öncelikle doktorunuza danışmanız gerektiğini lütfen unutmayınız…

Bir cevap yazın